Dünyayı çocuk gözüyle görmek ve o saflıkta hissedebilmek. Ne yazık ki insan olarak bize doğuştan bahşedilmiş ama zamanla unuttuğumuz özelliklerdir. Bugün ailece Taksim yakınlarındaki bir müze ziyaretimizden sonra, Taksim’e gitmek üzere arabamıza bindik. Arabayı Odakule’ nin arkasındaki otoparka bırakıp oradaki işlerimizi yapacaktık. Otopark çıkışında görevlinin yabancı bir kadına bir şeyler anlatmaya çalıştığını gördük ve yardım etmek istedik. Kadın haritadan göstererek Karaköy’den Tünel’e nasıl gideceğini sormaya çalışıyordu. Bizde Tünelin yakınlarında bir yere gideceğimizi isterse bizimle gelebileceğini söyledik. Kadın önce tereddüt etti. Daha sonra arabada kızımı da görünce bir aile olduğumuzu anladı ve bizimle gelmeyi kabul etti. Kadının kendini rahat hissedebilmesi için arkamda oturan kızıma onunla İngilizce konuşabileceğini söyledim.

Kızım, Dora yakında beş yaşına girecek şu anda Açı Çiftehavuzlar Okul Öncesi’ ne devam ediyor, daha önceki okulunda da İngilizce dersleri olmasına rağmen, bu sene tüm gün İngilizce eğitim aldığı için İngilizce rahat bir şekilde kendini ifade etmeye başladı. Tabi Bu kadar hızlı ilerlemesinde zaten sosyal ve konuşkan bir yapıya sahip olmasının da payı var.J

Dora önce söze nasıl gireceğini bilemedi, daha sonra benimde cesaretlendirmemle ‘….name is Dora…My name is Dora’ diye başladı ve zaten sonrası çorap söküğü gibi geldi. Kısacık mesafede kadının 4 ve 5 yaşlarında iki çocuğu olduğunu söylemesi ve fotoğraflarını göstermesi üzerine Dora, kendisinin de bir kuzeni olduğunu, adının Ece olduğunu ve çok komik olduğunu, elindeki balonunu göstererek balonları çok sevdiğini ve balonun üzerindeki çizgi film karakterlerinin kimler olduğunu sıralayıverdi. Dora’dan arda kalan zamanda ben de kadının Amerika, Teksas’ tan geldiğini orada bir Business School’da çalıştığını daha dün İstanbul’a vardığını, İstanbul’a ilk gelişi olduğunu, çalıştığı okuldan 30 öğrencinin gelip, bazı fabrika, banka ve üniversiteleri gezeceklerini öğrendim. Dora’nın İngilizce konuşuyor olmasına oldukça şaşırmıştı, aslında eşim ve ben de bu kadar rahat konuşabilmesine şaşırmış ve gururlanmıştık. Çocuklar ne kadar kısa zamanda öğreniyor değil mi? Çok müthiş bir şey dedim. O da kendi kızının, okulda İspanyolca öğrendiğini ve kendisinin de aynı duruma şahit olduğunu söyledi.  İsmini arabadan indiğinde öğrenme şansım oldu.

Akşam eve geldiğimizde Dora’yı yatmaya hazırlarken, okulda anlatacağı için, İngilizce bu hafta sonu neler yaptığımızı konuştuk.

Dora:     Sinemaya gittim.

Lego filmini izledim. Nereye gitmiştim?

Hmm.. müzeye gittim.

Voleybol oynadım.

Ben: – Amerikalı bir kadınla tanıştın değil mi kızım?

Dora: – Hı!.. Amerikalı?

Yüzüme garip garip baktı, ‘’Amerikalı nedir?’’ diye sordu. Biz Türkiye’de yaşadığımız için Türk’üz, Amerika’da yaşayanlara ise Amerikalı denir, derken kendimi ben de garip hissediyordum. Çünkü Dora için bunun hiçbir önemi yoktu, o sadece her zaman yaptığı gibi yeni tanıştığı biriyle rahat rahat sohbet etmişti, bunu yaparken hangi dili konuştuğunun bile farkında değil gibiydi.

Öğretmen de olsak, ebeveyn de, bazen en büyük dersleri çocuklardan öğreniyoruz ve hayattan aldığımız derslerin sonu yok. Dünyadaki sınırları kaldırmak ve kimsenin öteki olmadığı bir dünyada yaşamak: Ne insan eliyle yapılan küreselleşme, kimliksizleştirme çabaları, ne dünyadaki herkesin aynı marka ayakkabı, kıyafetleri giyip, aynı mobilyalara oturması ne de aynı marka cep telefonunu kullanması ile oluyor. Teknolojinin iletişime ve bilgi alışverişine sağladığı yararlar, eğitim teknolojilerinin ve tekniklerinin gelişmesi tabi ki yadsınamaz. Ama başkasının öteki olmadığı bir dünya ancak çocuk gözüyle dünyaya bakıp çocuk kalbiyle hissetmekle oluyor.

Biz çocukluğumuza geri dönemeyiz ama çocuklarımıza önyargısız olmayı, farklılıkları kabul etmeyi, yeni deneyimlere açık olmayı öğretebilir ve içlerindeki sevgiyi korumakta onlara yardımcı olabiliriz.

 

Gonca Gül Köseoğlu

Sarıyer Açı İlkokulu İngilizce Öğretmeni

Yorum yazabilirsiniz

E-Mail adresiniz yayınlanmayacak.