Kırmızı Pazartesi Romanında Toplum-Birey İlişkisi

Ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in kaleme aldığı Kırmızı Pazartesi adlı eserde toplumun ve bireyin sosyo-kültürel yapısı bir namus cinayeti üzerinden ele alınmıştır. Romanda, toplumsal değerlerin bireyi etkilediği ve hem toplumda hem de bireyde baskı yarattığı vurgulanmıştır. Kırmızı Pazartesi, bir varsayım üzerine öldürülen Santiago Nasar adlı baş karakterin ölümünün farklı bakış açılarından, röportaj tekniği ile okuyucuya aktarıldığı sürükleyici bir eser olmasının yanında çeşitli ironi ve imgelerin de yer aldığı, sembolik anlatıma yer veren bir romandır. Marquez toplum-birey ilişkisini toplumsal baskı, toplumda kalıplaşmış görüşler ve toplumdaki sınıflandırmalar üzerinden işler. Bu çalışmada, toplum-birey ilişkisinin ironi ve imgelerle nasıl okuyucuya aktarıldığı anlatılacaktır.

İlk olarak, toplumsal baskının tanımının yapılması gerekirse, bir amaç veya çıkarı gerçekleştirmek için birey ya da kümelere o konudaki davranışlarını, tutumlarını değiştirmeleri için yapılan baskı olarak açıklayabiliriz. Kırmızı Pazartesi romanında toplumsal baskı en net şekilde bir kadın veya bir erkek olma baskısı altında çerçevelenmiştir. Angela, toplum tarafından baskıya uğrayınca romanda da geçtiği gibi Santiago’nun adını ‘buluvermiş’ ,’çivileyivermişti’, bu kelimeler aslında bizde Santiago’nun Angela’nın bekaretini almamış olabileceği duyumunu yaratmaktadır. Yani bu cinayetin sebeplerinden biri, Angela’nın toplumsal baskı yüzünden Santiago’nun ismini vermesi, ve kardeşlerinin Santiago’yu bu sebeple öldürmesi olabilir.

‘Aşk da öğrenilir’ (sayfa 37) cümlesi Angela Vicario’nun annesi Purisima del Carmen tarafından Angela’ya onu susturmak için söylenmiştir. Angela, evlenmesi için baskı yapıldığı Bayardo ile evlenmek istemez, ama Bayardo oldukça zengin bir ailenin oğlu olduğu için Vicario ailesi Angela’ya bu konuda konuşma hakkı vermez. Fakir Vicario ailesi düzgün ve soylu bir koca buldukları için kendilerinden gurur duyarlar, ve toplumda saygı görürler. Annesinin kızına kurduğu bu cümle, kadınlara toplumda çok kısıtlı haklar verildiğinin ve kadınların toplumda baskıya maruz kaldıklarının kanıtıdır. Annesi, Angela’ya eğer Bayardo ile evlenmezse kasabanın ailesinin arkasından kötü konuşacağını, ve ailesinin ismini kötüye çıkaracağını söyler ve Angela’yı tehdit eder. Çaresiz kalan Angela, kitabın sonunda annesinin dediği gibi gerçekten aşkı öğrenir ve nefret ettiği Bayardo onun bakire olmadığını öğrenip şehri terk edince, Angela ona aşk mektupları atmaya başlar.

Romanda erkeklere gelecek olursak, erkekler ise her zaman güçlü ve görevleri olan bireyler olarak bilinir. ‘Oğlanlar erkek adam olacak şekilde büyütülmüşlerdi. Kızlarsa evlenmek üzere yetiştirilmişlerdi. Gergef işlemeyi, makineyle dikiş dikmeyi..’ (sayfa 34). Bu cümle, aslında hem kızların hem de erkeklerin toplumdaki yerini özetlemektedir. Erkekler, denildiği gibi, erkek olmalıydı. Erkeklerin adam gibi, erkek gibi olması görüşü aynı zamanda toplumda kalıplaşmıştı da. Romanda erkek adamdan anlatılmak isteyen, zengin ve evli adamlardır. Romanda, hem erkekler hem de kadınlar toplum tarafından büyük bir baskı altında yaşamaktadır.

İkinci olarak, toplumda kalıplaşmış görüşlerin tanımının yapılması gerekirse, bir toplumdaki bir davranışın veya düşüncenin toplum tarafından onaylanması, bu kalıbın bir kimsede veya bir durumda bulunmadığı taktirde ise kötü olarak nitelendirildiği görüşlerdir. Kırmızı Pazartesi romanında kalıplaşmış ana bir görüş vardır: Namus. Her ailenin ve bireyin, namusunu koruması gerekmektedir. Namussuz aileler, toplumdan dışlanmaktadır ve hor görülmektedir. Romanda, Santiago Nasar’ın ölümüne neden olan ana neden de, Vicario ailesinin 2 erkek ikizinin, kız kardeşleri Angela’ nın ve ailelerinin namusunu korumak için kız kardeşlerinin bekaretini aldığını düşündükleri adamı öldürmeleridir. ‘Neyin hazırlığı içinde olduklarını biliyordum, yalnızca onlarla aynı fikirde olmakta kalmıyordum, erkeklik görevini yerine getirmeyecek olsa onunla asla evlenmeyecektim.’ (sayfa 60, Can Yayınları) Bu cümle, Pablo Vicario’nun nişanlısı Prudencia Cotes tarafından söylenmiştir. Bir erkeğin görevinin, toplumda sahip olunması gereken bir kalıp haline gelmiş olan namusu koruması gerektiğini söylemeye çalışmıştır. Söz konusu olan kanlı bir cinayet olsa da, kalıplaşmış namusu korumak bir insanın canından daha önemli bir hale geldiği için bu cinayet toplum tarafından göz ardı edilmiş, normal karşılanmıştır. İkizler, namus korumak için ya da diğer bir deyişle kalıplaşmış bir kavramı korumak için cinayet işlemiştir. Bu nokta da anlaşılmaktadır ki, bu cinayetin bir diğer sebebi ise toplumda kalıplaşmış görüşlerdir.

Son olarak, toplumda sınıflandırılmanın tanımının yapılması gerekirse, bir toplumda bir grubun başka bir gruptan ayrı tutulmasıdır. Kırmızı Pazartesi romanında, ekonomik faktörlerin sebep olduğu bir sınıfsal ayrım gözlemlenmektedir. Bu açıdan Santiago Nasar ve Bayardo San Roman üstün tutulurken, Vicario ailesi ise küçümsenmektedir. ‘Saçmalama, o ikisi kimseyi öldüremez, hele zengin birini hiç.’ (sayfa 53) Bu cümle, Dan Rogelio de la Flor tarafından söylenmiştir. Cinayetten haberdar olan ama toplumsal sınıfların yarattığı bir küçümseme yüzünden olayın ciddiyetine varamayan Flor’lar da cinayetin bir parçası olmaktadır. Yani, bu cinayetin bir diğer sebebi de toplumsal sınıflandırılmalardır çünkü Flor’lar Santiago’ nun öldürüleceğini öğrendikten sonra harekete geçebilirlerdi ancak toplumsal sınıflandırılmaların yarattığı öngörüler bunu engelledi.

Sonuç olarak, Kırmızı Pazartesi romanında işlenen cinayet herkesin gözü önünde gerçekleşti. Birçok şekilde önlenebilecek olan bu cinayetin gerçekleşmesinde en büyük rolü kasabadaki toplum-birey ilişkisi oynadı. Santiago’nun cinayeti anlatan mektubu görememesinden, anlattığı rüyayı annesinin anlayamamasından tutun, beyaz giyinmesine veya annesinin kapıyı kilitlemesine kadar bir çok nokta bu cinayetin işlenmesine katkıda bulunan ufak faktörlerdi. Adeta bireylerin kaderi imiş gibi bu dramatik son, kendini göstere göstere hedefine ulaştı. Roman karakterlerinin yaşadıkları toplum, bireylerin baskı altında tutulduğu, toplumsal sınıfların çok önemli rol oynadığı ve toplumsal hayatta kalıplaşmış görüşlerin son derece etkin olduğu bir toplum görüntüsü vermektedir. Toplumla bireyi karşı karşıya getiren bu üç önemli unsur, bireylerin adeta kendi iradelerinin yerine geçip bu roman kahramanlarını toplumun birer maşası haline getirebilmiştir. Bu noktada romanın konusu kaçınılmaz bir cinayeti bize aktarmıştır.

Verda Sisa

Açı Lisesi 9. Sınıf Öğrencisi

 

Kaynaklar: (MLA FORMAT)

  • Üretmen, Pınar K. “Toplumun Karanlık Yüzü: Kırmızı Pazartesi.” KitapEki, 29 Sept. 2016, kitapeki.com/toplumun-karanlik-yuzu-kirmizi-pazartesi/.
  • “Edebiyat.” Kırmızı Pazartesi, dilrubasultan.blogspot.com.tr/p/krmz-pazartesi.html.
  • “Kırmızı Pazartesi – Gabriel García Márquez.” Insanokur, 31 Mar. 2017, www.insanokur.org/kirmizi-pazartesi-gabriel-garcia-marquez/.
  • Márquez, Gabriel García, and İnci Kut. Kırmızı pazartesi: işleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsü: roman. Can Sanat Yayınları, 2014.

Yorum yazabilirsiniz

E-Mail adresiniz yayınlanmayacak.