Kürk Mantolu Madonna Romanında Raif Efendi’nin İç Dünyası

“ Bir adam sandığı kişi değil, sakladığı kişidir. ”(André Malraux)

İşte Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı romanında Raif Efendi karakteri ile ele aldığı konu da André Malraux’un sözünü ettiği gibi saklı olan bir kişidir. Kürk Mantolu Madonna, aslında iki hikaye anlatır. İlk hikaye Almanca çevirmenlik yapan Raif Efendi ile aynı odada çalışan genç, Rasim’in hikayesidir. İlk hikaye biraz durağandır ama kendinden sonra gelecek hikayeye hazırlık yapar. Rasim, Raif Efendi ile ilgili çok olumsuz düşünceler içindedir. Onu zayıf, zavallı görür. İnsanlarla iletişim kurmakta zorlanan, kendi dünyasında, içine kapanık bir insan olarak görür. Raif Efendi’nin hastalığı sonucu, onun evine ziyarete gider. Raif Efendi, ondan çekmecesinde olduğunu söylediği bir defteri alıp yakmasını ister. Romanın asıl ve ikinci hikayesi de Rasim’in merakı ile başlar. Romanın ana karakteri olan Raif Efendi’nin iç dünyası, okurlara Rasim’in okuduğu satırlarla aktarılır. Raif Efendi, dışarıdan bakıldığında oldukça sade, sıradan bir adamdır, içine kapanıktır, başkalarıyla bir şeyler paylaşmaktan haz almaz, iletişim kurmaz. Ama aslında Raif Efendi’nin iç dünyasının ikiye bölünmüş olduğu gerçeği defterde yazdıklarından anlaşılır. Kendisine defterde anlattığı hayattan ayrı bir hayat kurmuştur. Rasim defteri okurken görüp tanıdığı Raif Efendi’den farklı bir insan görür. Onun bir yanı geçmişinde yaşadıklarına tutunmaya çalışırken, iç dünyasının diğer yanı, kendini bastırmış sanki kendi kendisini cezalandırmıştır. İç dünyasının diğer tarafı geçmişte yaşadıklarından kendini uzaklaştırmış olan tarafıdır. Günlüğünde yazdıklarından da anlaşılacağı üzere Raif Efendi’nin içinde iki ayrı dünyası vardır; görünen ve görünmeyen. Rasim defteri okuyarak görünmeyeni görür.

Raif Efendi gibi sıradan, kendi halinde, neredeyse dıştan bakanlara zavallı gibi görünen bir insanın iç dünyasının ne kadar karmaşık, şaşırtıcı ve bilinmezlerle dolu olabileceğini gizli günlüğünden ve geçmişine yabancılaşması üzerinden görürüz. Rasim’in merakı, defteri yakmayıp gizlice okuması hikayeyi hızlandırır. Raif Efendi, dışarıdan bakıldığında oldukça sade bir adamdır, içine kapanıktır, başkalarıyla bir şeyler paylaşmaktan haz almaz. Raif Efendi’nin iç dünyası ikiye bölündüğü dış görünüşünden anlaşılmaz. Bir yanı geçmişinde yaşadıklarına tutunmaya çalışırken, diğer yanı geçmişte yaşadıklarından kendini uzaklaştırmıştır. Raif Efendi’nin iç dünyasında geçmişine tutunmaya çalışan tarafına bakarsak, onun günlüğü tutan, içini günlüğüne boşaltan, kendine sakladığı tarafını görürüz. Günlüğü okuyarak hayatına gizli bir mutluluk katmaya çalışan tarafını görürken, mutlu yanını bile başkalarıyla paylaşmadığını anlarız. Tıpkı Raif Efendi sıkıcı rutin hayatının günlüğü ile renklenmesi gibi romanın asıl hikayesi de Rasim’in şaşkınlığıyla sürer. Raif Efendi ilk tanık olduğumuz hikayede çok rutin ve sıkıcı bir hayat yaşar; işe gider, siyah kolçaklarını takar, sadece çalışır, eve döner, evdeki hayatı da sıkıcı, rutindir. Ev ve iş yaşamı bir döngüdür. Her gün sabah-akşam tekrarlanan bir döngü. Raif Efendi günlüğünde çocukluğundan itibaren anlattıklarında, kendisi ile ilgili dürüstçe bilgiler verdiğini, tanımlamalar yaptığını görürüz. Her şeyi bütün içtenliğiyle anlatan Raif Efendi’nin kendi karakteriyle ilgili çok önemli bilgiler verdiğini de okuruz.Bu konuda çok dürüsttür. Raif Efendi adeta rutin hayatına mahkumdur, bunun farkındadır ama bunu değiştirmek için bir çabası yoktur, hayatı renksiz olarak devam eder. Raif Efendi için aslında yaşadığı bu renksiz hayattan tek kaçış noktası onun ofisinin çekmecesinde duran gizli günlüğünde yazdığı geçmişe ait anılardır. Yaşadığı ve asla unutamadığı, hayaliyle yaşadığı bir aşk hikayesidir. Bu renksiz hayata aslında mahkum edilmiştir ve bu yanıyla mitolojik bir figür olan Sisyphus ile bağlantı kurabiliriz. Sisyphus’un hikayesi tanrıların onu durmaksızın bir taşı bir dağın tepesine yuvarlayarak çıkartma ile cezalandırması ile başlar. Taş tepeye çıktığında yuvarlanır. Böylece Sisyphus her gün o taşı yeniden yukarı çıkartır ve taş yeniden aşağıya yuvarlanır. Yeniden hep aynı şey. Bu cezayı tanrılar umutsuz ve korkunç bir ceza olarak verirler ona. Raif Efendi’nin durumunda böyle her gün aynı işi yapmak, tercüme yaparak çalışmak ,mesai bitiminde eve gitmek, sabah tekrar işe gelmek, akşam eve gitmek ve hiç bir sosyal eylemde bulunmamak biçiminde Sisyphus gibi sürer. Bu rutin yaşam cezası Raif Efendi’ye kader olarak yazılmış mıdır, yoksa bu onun kendi kendine verdiği bir ceza mıdır? Yani kaderi mi Raif Efendi’yi böyle bir hayata mahkum etmiştir, yoksa bu durumu kendi kendine mi mahkum etmiştir? Bu soru da, bu kısımda devreye girer, çünkü Raif Efendi’ye kimse bu hayatı kurmamıştır, bu kendi verdiği kararlarla yaşadığı, bir bakıma tercih ettiği bir sonuçtur.

Fakat Raif Efendi’nin hem günlüğü hem de günlükte anlattığı olayları gizli tutma çabasını da görmezden gelemeyiz. Raif Efendi, Rasim’e defterini yakmasını isterken onunla birlikte anılarını da yok etmeyi ister çünkü. Yazdıklarını kimsenin görmesini istemediğini gösterir. Raif efendinin görüntüsüyle çelişmesinin nedeni de budur; yaşamış olduğu aşktan ve sevdiği kadından kaçmış ve hala kaçıyor olması. Raif Efendi’nin yazdığı gizli günlüğün yok edilmesini Rasim’den istemesi romanın en önemli çıkış noktasını oluşturur.

Raif Efendi kendi yok oluşuyla birlikte anılarının da yok edilmesini ister. Çünkü yazdıkları yaşadıklarıdır ve madem ki ölüyor, artık o anıların hiç kimse için bir anlamı yoktur. O anılar, yalnızca yazana aittir ve onu ilgilendirir. Raif Efendi’yi avutan, hayata bağlayan bağlardır. Yıllarca onu ayakta tutmuş, rutin yaşamına gizlice renk katmıştır, bir bakıma düşüncelerinde yaşamıştır.

Raif Efendi kişi olarak yaratılışı ile karakter özelliği ile, zaten içine kapanık bir insan olduğunu kendisi de itiraf etmektedir günlüğünde. Raif Efendi bilinmezlerle dolu, kapalı bir kutu gibidir. Görüntüsünün gizlediği psikolojisi çok karmaşıktır. Geçmişinde Maria ile yaşadıklarından kendisini geri plana çekmiş, kendini kendi hayatına yabancılaştırmıştır. Aşkı için hiç bir şey yapmamıştır, sevdiği kadın için mücadele etmemiş, kendini olayların seyrine bırakmış adeta kaçmıştır. Hem davranış olarak hem de dış görünüş olarak duygusuz olduğu söylenilebilir. Bunun en görünür örneği, on yıl sonra tesadüfen karşılaştığı Maria’nın kızının kendi kızı olabileceğine inandığı halde bile çocuğa bir sevgi, ilgi belirtisi göstermeyişidir. İç konuşmalarında bile çocuğundan bir kaçış, sorumluluğundan uzaklaşma vardır. Böylesine önemli ve anlamlı bir gerçek karşısında bile tepkisizdir.

Rasim, Raif Efendi’nin defterde yazdıklarını okuyup finale doğru yaklaşırken heyecanının doruklarındadır. Raif Efendi’nin çocuğu olabilecek bir küçük kıza karşı bile duyarsız olmasından çok etkilenir. Büyük bir değişim yaşamaya başlar. Okudukları inanılmazdır ve zavallı olarak gördüğü adamın geçmişte yaşadıklarını anlatan satırları hızla okur. Raif Efendi’nin çocukluğunu, ilk geçliğindeki duygularını ve Almanya’da yaşadığı aşk macerasını en ince ayrıntısına kadar öğrenirken ön yargılarını ve bakış açısını da değiştirmiştir. Çünkü Raif Efendi’yi ilk gördüğünde “.. böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız : ‘acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?…”(Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali) şeklinde onu küçümseyerek düşünmüştü.

Sonuç olarak Rasim’in dış görünüşle insanları yargılamanın yanıltıcı olabileceğini öğrenmesi için, Raif Efendi’nin gizlice yazdığı ve herkesten gizlediği anı defterini okuması gerekti. Eğer meraklı olup da okumasaydı biz Raif Efendi’nin iki ayrı hayatı olduğunu öğrenemeyecektik. Yaşadıkları sadece onun iç dünyasının bir parçası olarak kalacaktı. Görünenin ardındaki gerçek, bazen şaşırtıcı olabiliyor. Dışarıdan bakıldığında oldukça sade, içine kapanık, başkalarıyla bir şeyler paylaşmaktan haz almayan Raif Efendi’nin iç dünyasının ikiye bölünmüş olduğunu, onun deftere yazdıklarından anlar Rasim. Raif Efendi kendine defterdeki hayattan ayrı bir hayat kurmuş, kendini gizlemiştir. Rasim’in defteri okuması gerçeği görmesi bakımından çok önemlidir.

Nietzsche’nin de dediği gibi, “Görünenin ardındaki saklı şey, görünene gereksinim duyduğu gibi açı farkıyla görünendir ve bu görünmeyene dair kılavuzun ta kendisidir; demek ki görünmeyene dair kılavuz bir “açı”dan başka bir şey değildir.” (Nietzsche: Kayıp Bir Kıta) O açı, Kürk Mantolu Madonna’da Raif Efendi’nin anı defteridir. Gerçeği ortaya çıkartan da meraktır.

Duru Bebekoğlu

Açı Lisesi 10. Sınıf Öğrencisi

Kaynakça:

Ali, Sabahattin. Kürk Mantolu Madonna. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, Ocak 2017
Evren, Nejdet. Nietzsche: Kayıp Bir Kıta. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, Nisan 2005
Freely, Maureen “Sabahattin Ali’s Madonna in a Fur Coat – the surprise Turkish bestseller”
<https://www.theguardian.com/books/2016/may/21/sabahattin-ali-madonna-fur-coat-rereading>(erişim tarihi 6.12.2017)
NYU. “The Myth of Sisyphus by Albert Camus”<https://www.nyu.edu/classes/keefer/hell/camus.html>(erişim tarihi 6.12.2017)

Yorum yazabilirsiniz

E-Mail adresiniz yayınlanmayacak.